Hz Mehdinin açacağı siyah livaül hamd sancağı nerede kimde topkapıda mı gerçekten?

Hz Mehdinin açacağı siyah livaül hamd sancağı nerede kimde topkapıda mı gerçekten?

Neden Viyana seferi yapılır?  Kara mustafa paşa? neden kara mustafa? neden avusturya viyana seferi? sebeb ne? bunlar ne biliyor du gizli sır avusturya, Avusturya ÖVP partisi neden siyah lar ve siyah bayraklıdır? yani siyah sancak, en son kime verildi? emenet nerede? kim de? karoglan nerede? neden karoglan? neden black ve blackler partisi? ÖVP  ve t a yy ip neden siyahdan turkuaza döndü neyi saklıyorlar?Avusturya da neden yeşiller kırmızılar ve siylar vardır? neden karoglanın bulunduğu yer mavi ve sarıdır? yani yeşili oluşturan iki renk ve viyana seferi ve  yani ik kutsal kanın karıştığı yeri mi temsil ediyor? ha ha haaaaaaaa? hz isa kanıyla sarı kanın birleştiği yer ve  seyyid e  kutsal kana döndüğü yer livaül hamda döndüğü yer ve SPÖ neen Kırmızılar ve türk ve bayrakda birlik kırmızı beyaz avusturya bazrak ve trk bazrak sorular sorular sorular kaooooos? çift başlı kartal ve çift başlı kurdun hikayesi

3 pelerin yada sancak

3 betlehem ve yeşil siyah ve kırmızı Hz Mehdinin kanı soyunu temsil eden

Bunlar ve daha fazlası konuyu açıklayan vazımızda ve videomuzda saklı

vdeoya buradan bak

Internete buldugum bu konuda makale

Siyah Sancak ya da Sancak-ı Şerîf, Hz. Muhammed’e âit olduğu söylenen ve bugün İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetler (أمانات مقدسة ) arasında saklanan sancak/bayrak olup, “Alem-i Nebevî”, “Alem-i Şerif”, “Livâ-i Saadet” ve “Livâ-i Şerif” adlarıyla da anılmaktadır. Hz. Muhammed döneminde, savaşlarda kullanıldığı sıralarda, bu sancak Kureyş’in büyük bayrağına telmîhen ve Kureyşlilerce çok hızlı uçan “tavşancıl” kuşu demek olan “Ukâb” ya da “Uküb” ismi ile anılıyordu. Siyah Sancağın sonradan aldığı yeşil renkten ya da kılıfının da yeşil olmasından dolayı, 18. yüzyıldan itibaren, “yeşil sancak” anlamına gelen “Livâ-î Hadrâ” diye anıldığı da görülmektedir.

D’Ohsson’un kaynaklara atfen bildirdiğine göre, Hz. Muhammed’e ait birçok beyaz ve siyah renkte sancaklar vardı ve bunlardan siyah renkte olanı, Hz. Ayşe’nin kapı perdesi vazifesini görüyordu ki, “Uküb” ya da “Sancak-ı Şerîf” diye tanınan sancak, işte buydu.

Hz. Muhammed döneminde her komutan, savaşlarda askerî bayrak taşıyor ve her biri mızrağı elinde olarak. kendi kıtası başında savaşıyordu. Bizzat Peygamberin iştirak ettiği Bedir Gazası’nda ise, ilk defa Hamza “sancak-ı şerif”i taşıdı; daha sonra Mekke’nin fethi günü bu şerefe Hz. Ali nail oldu. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra, halîfe Ebû Bekir de İslâmiyet’in en önemli sembollerinden biri olan bu sancağa karşı büyük saygı göstermişti.

Hicretin 1. yılında kullanılmaya başlanan Hz. Muhammed’in bayrağı, uzun bir mızrağa bağlanmış beyaz biz: kumaştan ibaretti. Hayber Savaşı’na kadar beyaz bayrak kullanılmıştı. Bu olaydan sonra “Rayet” adı verilen siyah sancak yapılmış ve Sancak-ı Şerîf olarak kabul edilmiştir.

Kaynaklardan, Hz. Muhammed’in ünlü bu ünlü sancağının sefer sırasında diğer Arap sancakları gibi bir mızrağın ucuna bağlanarak taşındığı öğrenilmektedir.

İlk dört halîfe zamanında, kumandanlardan ya da yüksek rütbeli emirlerden biri, her tarafta tazim gösterilen bu sancak, dâima ordunun önünde taşırdı. Şam’daki Emevî halîfelerine ve daha sonra da Bağdat ve Mısır’daki Abbâsî halîfelerine geçti.

Siyah Sancağın Yavuz Sultan Selim aracılığıyla halifelikle birlikte Osmanlı devletine geçişi ile ilgili 3 ayrı faraziye vardır. Bunlardan ilki, Memlük büyüklerinden Hayır Bey tarafından Rodos Kuşatması sırasında İstanbul’a gönderildiği, ikincisi I. Selim’in Mısır’ı fethinden sonra beraberinde getirdiği , sonuncusu da Şam’dan getirildiğidir.

Evliya Çelebi tarafından emanetler arasında sayılan sancak-ı şerifin yine Mısır’dan, fakat Kanûnî Sultan Süleyman döneminde getirildiği de söylenmektedir.



1594’ten sonra İstanbul’a gelen Siyah Sancak, 1595’te artık tamamen Topkapı Sarayı’nda kutsal emanetlerle birlikte korunmuştur. Bu tarihi takiben pâdişâhlar, Sadrazam ve Serdâr-ı Ekrem’lerle birlikte Siyah Sancak, seferlere iştirak ettirilmiştir. Siyah Sancağın seferlerde Vezîr-i Azâm ya da Serdâr-ı Ekrem’e teslimi için büyük törenler düzenlenirdi.Bunun için öncelikle Hırka-i Saâdet’te “Fetih sûresi” okunur, bizzat hükümdar tarafından alınan sancak arz odasına getirilir, orada “Yasin sûresi” okunarak yaşlı gözler, dua ve niyazlarla ordu başkumandanına teslim edilir, savaştan sonra da aynı merasimle yerine konurdu. Sadrazam Sancak-ı Şerif ile sefere çıkınca zülüflü baltacılardan 30’u, bu sancağın altında Kurân-ı Kerîm okurdu.

Zamanla Sancak-ı Şerif eskiyince, devlet-i Âliye’de aslına göre 3 sancak işletilmiş ve Sancak-ı Şerif parçaları, bunların üzerine konmuştur. Bunlardan biri Hırka-i şerîfle beraber sefere götürülür, ikincisi Hazine-i Amire’de, üçüncüsü yine hazinede saklanırdı.

Sancak-ı Şerif Sandığı pek müzeyyendi. Sancak, sandığa konurken Kurân okunur, dua edilir, buhurdanlıklarda amber ve sarı sedir ağacı yakılırdı. Her seferde Sancak-ı Şerif ile birlikte “Sancak-ı Şerif Şeyhi” denilen bir görevli ile “evlâd-ı peygamberi”den Peygamber soyundan) bir kısmı sefere gider Sancak-ı Şerif serdarı ve sadrazâmın önünde Fetih suresi okurlardı. Sefer dönüşü Pâdişâh, Sancağı Davutpaşa sahrasında karşılardı.

1593’te Avusturya seferi münâsebetiyle Şam yeniçerileriyle birlikte ilk defa teberrüken (zafer kazanılmasına vesile olur düşüncesiyle) savaş alanına gönderilmek üzere, getirtilip, Gelibolu yoluyla orduya, Sadrâzam ve Serdâr-ı Ekrem Koca Sinan Paşa’ya gönderilmişti ki, İstanbul’a uğratılmadan gönderilmiş olması, ordu mensuplarını gücendirmiş, kendilerine itibâr edilmediğini, aynı zamanda Siyah Sancağa da hürmet gösterilmemiş olduğunu iddia etmelerine sebep olmuştu. Siyah Sancak, bu yüzden ertesi yıl İstanbul’a getirtilip oradan Macaristan’daki savaş alanına gönderilmiştir. Böylece 2 yıl boyunca Şam’dan İstanbul yoluyla cepheye ve kış münâsebetiyle de tekrar aynı yoldan Şam’a gittikten ve gidiş-gelişinde hazînede saklandıktan sonra, 1595 senesinde seferden dönüşte “Enderûn-ı Hümâyûn”da alıkonulmuş ve bir daha Şam ‘a gönderilmeyerek, saraydaki emânetler arasında muhâfaza edilmiştir. Bu tarihten sonra pâdişâhlarla ve onlar sefere gitmedikleri zaman sadrâzam ve serdâr-ı ekremler ile beraber, sancak-ı şerifin sefere gönderilmesi âdet olmuştur.

Ayrıca Sancak-ı Şerif Osmanlı Devleti’ne karşı çıkan isyanları bastırmak için de kullanılırdı 2. Mahmut, 1826 yılında yeniçeri ocaklarını kapattığı “Vaka-i Hayriye” sırasında Sancak-ı Şerif’in açılmasını emretmiş, sancağın simgesel önemi İstanbul halkının pâdişâhı yeniçerilere karşı desteklemesinde büyük bir rol oynamıştı. İsyancılar yeni talimi istemiyordu. İstekleri kabul edilmedi ve katledilmelerine fetva verilerek, Siyah Sancak çıkarıldı. Halk da Siyah Sancağın altına çağrıldı. Bu olaylar sonucunda yeniçeriler tam manasıyla darmadağın edildi.

Benzer şekilde, 1687’de, 4. Mehmet’i hâl eden kapıkulu ocaklarının İstanbul’da yaptıkları taşkınlıklar tahammül edilmez bir hâle gelince, hükümet, Siyah Sancağı çıkarmak ve bir işaret bekleyen halkın yardımını sağlamak suretiyle, olayı bertaraf etmiş ve bu olayın sorumlularını da cezâlandırabilmişti.

Bu gibi isyanlarda yeniçerilerin: “Yeniçeri olanlar Etmeydanı’nda kazan başına gelsin!” diye bağırmalarına karşılık, pâdişâh ve hükümet taraftarları da: “Ümmet-i Muhammed’den olanlar, Sancak-ı Şerif’in (Siyah Sancağın) altında toplansın!” diye bağırırlardı.



Hâkim olan inanca göre, 7 yaşından 70 yaşına kadar her Müslüman’ın Siyah Sancağın altında toplanarak cihâda katılmaları farzdı ve bu cihâd, devletin emniyet ve bekasını tehlikeye sokan iç düşmanlara karşı da gerçekleştirilebilirdi. “Sancak-ı Şerif çıkarmak” demek, herkesi savaşa davet etmek demekti. Yani Siyah Sancak, bütün Müslümanları, bütün milleti bir araya toplayan bir simgeydi. Pâdişâh sefere gittiğinde halifelik alameti olarak Siyah Sancağı da yanında götürürdü. Hz. Muhammed’in sancağının kendileriyle birlikte olduğunu gören askerler, büyük bir heyecanla savaşırlardı.

2. Mahmut tarafından Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’ye mahsus olarak üzerinde kelime-i şehâdet veya fetih âyetleri bulunan siyah bayraklar yaptırıldı. Siyah rengin tercihi, Hz. Muhammed’in “Ukab” isimli Siyah Sancağının rengini taklitten ileri geliyordu.

Topkapı Sarayı’nın, arz odası karşısındaki kapısı önüne dikilen sancağın dikildiği yere kimsenin ayak basmaması ve bu suretle hürmetsizlik gösterilmemesi, 2 Meşrûtiyet’e, kadar sağlanmış ve bunu temin için bu yerde nöbetçiler bekletilmişti. Şimdi burada, bu yerin hâtırasını muhafaza eden bir taş bulunmaktadır.

Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting.
Medine-i Münevvere’de Sancak-ı Şerif’in çıkarılması ve Cihad fetvasının okunması münasebetiyle yapılan miting.
Osmanlı imparatorluğunun Siyah Sancak’tan en son istifâde etmek istediği savaş, 1. Dünya Savaşı olmuş ve bu savaşta Siyah Sancak çıkarılmak suretiyle “Cihâd-ı Ekber” (Büyük Cihad) ilân edilmişti.

Hayber Savaşı’ndan sonra siyah renkte kabul edilen Siyah Sancağın zamanla yıpranması sonucunda, parçaları üç ayrı sancak üzerine dikilerek korunmasına devam edilmiştir. Zamanla yıprandığından yeşil ipekli bir kumaş üzerine yerleştirilmiş şekilde bir sandukada muhafaza edilmektedir. Yeşil renkli kanfes torba içerisindedir. Siyaha yakın renkte yünlü kumaştan olup çürümüş parçalar bulunmaktadır. Bu parçalardan bazılarının üzerine sonradan dikilmiş yaldızlı yazı eserleri görülmektedir.

Sancağın yeşil torbasından dolayı halk arasında kendisinin de yeşil olduğu inancı yaygındır. Halbuki Hz. Muhammed’e ait sancaklar içinde yeşil yoktur. Yeşil olan sancak sonradan yapılmış, üzerine teberrüken asıl sancaktan bazı parçalar dikilmiştir.

Yeni sancak, 0.38 x 1.13 metre ebadında yeşil kumaştan olup yarısına yakın kısmı iki katlıdır. Üzerine sırma ile “Nasrun minallâhi ve fethun karîb” ile “Allah”, “Muhammed” ve Aşere-i Mübeşşere’nin adları işlenmiştir. Sancak-ı Şerif, 1730 yılına kadar Eyüp Sultan Türbesi’nde muhafaza edilirken bu tarihte ortaya çıkan Patrona isyanında asilerin ele geçirme isteği üzerine derhal Topkapı Sarayı’na kaldırılmıştır

Derleme Makale
Rasit Tunca
Schrems, 30.12.2022

Naim bin Hammad’ın rivayet ettiği siyah ve sarı sancaklılarla ilgili rivayetler sahih midir?


Soru Detayı

– Siyah sancaklıların ihtilafı hakkındaki hadislerin sahihliği ve tahrici nasıldır?
– Siyah sancaklıların kendi aralarındaki ihtilafın sebebi nedir?
– Sarı sancaklılar kimlerdir?

Amr bin Şuayb babasından şöyle nakletti: Haccac Kabe’ye girdiği zaman Abdullah bin Ömer’in yanına girdim, o şöyle diyordu:

“Doğudan siyah bayraklılar, batıdan da sarı bayraklılar hareket edip Şam’ın göbeği denilen “Dimeşk” de karşılaştıkları zaman, işte bela o zamandadır, işte bela o zamandadır.” (Hammad bin Naiym, fitneler kitabı-cüz.1 sf.272)

Zührî’den şöyle rivayet edilmiştir: Siyah sancaklılar kendi aralarında ihtilafa düştükleri zaman sarı sancaklılar onların üzerine gelir ve Mısır’ın köprüsünde toplanırlar. Ehl-i maşrık ve ehl-i mağrib arasında 7 (gün veya hafta veya ay veya yıl mı olduğu hadîste belirtilmemiştir) harb olur. (Naim bin Hammad, Kitab-ul Fiten-160)

– Ka’b (Radiyallahu Anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Şam ehlinin ve ordularının en iyileri ve sevinçli olanları sarı bayraklı Dımeşklılardır(Şamlılardır). Ehlinin ve ordularının en şerlileri ise Hıms ehlidir. Onlar suyun kovaya dolduğu gibi Şam’a dolarlar. (Hammad bin Naiym fitneler kitabı-cüz.1 sf.270)
Cevap

Değerli kardeşimiz,

– Bu rivayetler zayıftır. Ravi Naim bin Hammad hakkında cerh tadil neticesinde şu tespitler yapılmıştır:

İmam Ahmed Bin Hanbel, Naim bin Hammad’ın sika olduğunu bildirmiştir. İmam Nesai ise bu ravinin zayıf olduğunu bildirmiştir. İmam Ebu Davud bu ravinin rivayet ettiği 20 hadisin aslının olmadığını söylemiştir. (İmam Zehebi, Mizanül İtidal fi Nakdi Er Rical, c.4, s.267)

– Özellikle savaşlarla ilgili ve ahir zamandaki hadiselerle ilgili rivayetlerde bazı raviler -hadislerin mücmel ifadesinden hareketle- bulundukları zamanı değerlendirmiş ve kendi yorumlarını eklemişlerdir. Zühri’nin “Hişam (b. Abdulmelik) ölür, ardından onun ehl-i beytinden bir genç öldürülecek… Süleyman b. Hişam da Arap yarım adasında öldürülecek…” (el-Fiten,1/136, 197) şeklindeki ifadeleri buna bir misal olabilir.

– Bu hususu Bediüzzaman Hazretleri şu sözlerle ifade etmiştir:

“Hem bir kısım râvilerin kabil-i hata içtihatlarıyla olan tefsirleri ve hükümleri, hadîs kelimelerine karışıp hadîs zannedilir, mana gizlenir.” (Şualar, s. 581)

– Bu gibi rivayetlerde yer alan hususlar, sadece bir defaya mahsus olmayıp, tarih boyunca tekrar edilen savaşlara bir işaret olabilir. Bunların bu geniş bir zaman yelpazesinde yer alması, bu gibi rivayetleri manası kapalı / müteşabih hadisler kısmına sokmuştur.

– Hz. Peygamber (asm) tarafından Ensar için sarı sancaklar belirlediği rivayetleri vardır. (bk. Mecmau’z-Zevaid, 5/321)

– Bununla beraber, sarı sancaklar, genellikle “Benu asfer” denilen Avrupa’nın / Batı’nın sarışın ırkına bir işaret olabilir. Siyah sancak ise, Batı’nın dışında kalan özellikle de Asya ve Afrika’daki esmer ve siyahi insanlara işaret olabilir.

– İslam aleminin tarih boyunca sarı ırkı temsil eden Hristiyanların başlattığı haçlı savaşları / seferleriyle uğraşması, bu rivayetlerin bir kısmını temsil edebilir.

– Özellikle Osmanlı Devletinin yine Avrupalılarla Şam bölgesinde önemli savaşlara girmek zorunda kalması ve bilhassa Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla neticelenen bu kirli savaşlara da bir işaret olabilir.

İlgili kitabın 160 diye verilen (doğrusu, 1/270) sayfasında yer alan ve Mısırlıların köprüsü üzerinde savaşın olacağı bildirilen rivayette, ahir zamanda gelecek olan “İslam Deccalı”nın bir unvanı olan Süfyani’den de söz edilmesi bu rivayetlerin ne kadar müteşabih olduğunun göstergesidir.

Author: RealRA

Bir cevap yazın